BLOG
WATCH
READ
MEET
PROFILES

Finansta Nesnelerin İnterneti Çağı

Nesnelerin interneti, büyük veri ve yapay zekâ hayatın her alanında olduğu gibi bankacılık ve finans sektörlerinde de bir dönüşüm getiriyor. Teknolojiye ayak uyduran bankalar, inovatif yöntem ve hizmetlerle yeni gelir kapıları yaratırken, değişime direnen bankalar, yeni ve çevik finans teknolojisi şirketleri karşısında pazar kaybediyor.

Otoyol ücretlerini kendi ödeyen sürücüsüz araçlar. En uygun fiyatı veren enerji sağlayıcısını kendi seçen ampuller. Robot danışmanlara bırakılan yatırım kararları. Gerektiği anda ihtiyaç duyduğunuz parçayı üreten ve telifini kendi ödeyen üç boyutlu yazıcılar…

Bütün bunlar artık bilim kurgu değil, yavaş yavaş hayatımıza girmeye başlayan olgular. Nesnelerin interneti sayesinde her şey birbirine bağlanmaya devam ettikçe, bu tip yenilikler gündelik hayatımızın sıradan parçaları haline gelecek. Nesneler birbiriyle konuşacak ve sensörlerin ürettiği veriler ışığında, öğrenen bilgisayarların analiz yeteneğinin verdiği güçle, kendi kararlarını kendileri verecek.

Arabalar, kol saatleri, buzdolapları ve hemen her şey internete açılan kapılar haline gelecek. Bu kapılardan geçerek yaptığınız her şey, satın aldığınız her ürün, bir araya gelerek ortaya bir profil çıkaracak: Siz.

İşte bu noktada, bu işlemlerin sorunsuz bir şekilde gerçekleşebilmesi için, nesnelerin interneti çağının gereksinimlerini karşılayan, sorunsuz bir şekilde çalışan, güvenli bir finans sistemine ihtiyaç doğuyor.

Bu yeni düzene ayak uyduramayan,  teknolojik çözümler geliştiremeyen, yalnızca uygulayıcı olmakla yetinen bankalar, bankacılığın 200 yıl önceki kuruluş günlerine geri dönecek. Yani para saklayan ve bir noktadan bir başka noktaya transfer eden güvenli kuruluşlar. Nesnelerin internetine uyum sağlayamayan kredi kartı ve sigorta şirketleri birer birer ortadan kalkacak.

Bu durumun farkında olan finans kurumları dijital ekonomide kendilerine yeni bir rol arıyor; nesnelerin interneti çağında gerekli dönüşümü gerçekleştirmek, inovatif hizmetlerle yeni gelir kaynakları yaratmak için çabalıyor.

Dijital Kimlik

Dijital kimlik, veri yönetimi ve mahremiyeti, nesnelerin internetinin ayrılmaz unsurları. İnsanlar, cihazlar ve sistemleri oluşturan yazılımlar, uygulamalar ve hizmetler dijital birer kimlikle tanımlanacak. Peki, bu dijital kimlikleri kim geliştirecek, koruyacak ve saklayacak?

Geçmişte Silikon Vadisi’nin güçlü oyuncuları bu role soyundu ve başarısız oldu. Microsoft, 14 yıl kadar önce Passport ve Hailstorm uygulamalarıyla dijital kimlikleri merkezileştirmeyi denedi, olmadı. Intel, Sun, Oracle ve AOL de Liberty Alliance adı altında bir araya gelerek kendi servislerini geliştirmeye çalıştı, başaramadı.

İşte bu noktada bankalara görev düşüyor. Birçok kesim, dijital kimlikleri saklayacak ve veri alışverişine aracılık edecek en uygun kurumun Silikon Vadisi değil, bankalar olduğuna inanıyor.

Yeni döneme dair kesin olan bir şey var: Dijital kimlikler, finansal hizmetlerin kilit unsurlarından biri haline gelecek. Bu konu geçtiğimiz yıl düzenlenen SIBOS konferansının ana temalarından biriydi. SWIFT tarafından düzenlenen ve 7000’i aşkın finans sektörü yöneticisine ev sahipliği yapan konferansa katılan isimlerden biri olan Mastercard Kurumsal İşbirlikleri yöneticisi Carlos Menendez, “Para artık ödeme aracından öte bir anlama sahip” diyor: “Yaptığımız her bir işlem, dijital kimliğimize işlenen yeni bir veri anlamına geliyor.”

Dijital kimlik güvenlikten öte de faydalar sağlıyor. Dünya Bankası verilerine göre dünyada yaklaşık 2 milyar kişinin banka hesabı yok. Gelişmekte olan ülkelerdeki nüfusun en fakir yüzde 40’lık kesiminde yetişkinlerin yarısının bankacılık işlemlerine erişimi bulunmuyor. Ayrıca “bankasız” olarak adlandırılan bu kişiler arasında hesap sahipliği konusunda cinsiyet eşitsizliği de gittikçe açılıyor.

Bill&Melinda Gates Vakfı Finansal Hizmetler Direktör Yardımcısı Kosta Peric, kimlik ve tanımlama uygulamalarının ödeme platformlarıyla entegrasyonunun herkesin sisteme dâhil olmasını sağlayacağını ve bu sayede milyarlarca insanın yoksulluktan kurtulmasına yardımcı olunabileceğini belirtiyor.

Nesnelerin Bankacılığı

Finans en köklü sektörlerin başında geliyor ve kurumlar bir yandan operasyonlarını olabilecek en optimal düzeyde tutmaya çalışırken, diğer taraftan da müşterilerin ihtiyaçlarına yeni ürün, hizmet ve kanallarla yanıt vermeyi hedefliyor.

İşte bu zorlu rekabet ortamında öne geçmek isteyen bankalar, başta kişisel veriler olmak üzere, teknolojinin getirdiği olanakları kullanarak, bireylerin ve kurumların tercihleri doğrultusunda, yepyeni ve inovatif hizmetler sunabilir.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından hazırlanan Finans Teknolojisi raporuna göre, Apple ve Google gibi teknoloji devlerinin yaşattığı müşteri deneyimi finansal hizmetlerde de mümkün olabilir. PWC’ye göre de müşteri deneyiminin yanı sıra kişiselleştirilmiş hizmetler, veri analizi ve siber güvenlik nesnelerin internetinin finans sektörüne kazandırdığı yetenekler arasında yer alıyor.

Yani, teknoloji sayesinde finans kurumları sadece müşterinin değişen ihtiyaçlarına cevap vermekle kalmıyor, aynı zamanda sadece yeni teknolojiler yoluyla verilebilecek yenilikçi hizmetler geliştiriyor.

Bankalar veriye en çok risk analizi ve kredi değerlendirmeleri konusunda ihtiyaç duyuyor. Örneğin, girişim sermayesi şirketi Santander Innoventures, Oliver Wyman ve Anthemis tarafından hazırlanan bir rapora göre, nesnelerin interneti sayesinde her türlü finansal işlemi izleyebilen bankalar, bireylerin ve şirketlerin kredi almaya uygun olup olmadığını rahatlıkla analiz edebilir. Böylece bankaların riske bakışı kökten değişebilir.

Bankalar, günümüzün kiralık kasa hizmetinin bir uzantısı olarak, müşterilerinin kişisel bilgilerini saklayamayan ya da saklamak istemeyen şirketler adına veri depolama ve güvenliğini sağlama hizmetini de sunabilir.

Finansal Sağlık Uygulamaları

Dijital veriler bireylerin satın alma ve ödeme alışkanlıklarına dair tüm verileri bir araya getirebilir. Bu uygulamalar, tıpkı beslenme ve egzersiz alışkanlıklarımızı takip ederek daha sağlıklı yaşamamıza katkıda bulunan uygulamalar gibi, finansal açıdan daha sağlıklı hale gelmemizi sağlayabilir.

Yapay zekânın da işin içine girmesiyle ortaya çıkacak akıllı cüzdanlar tüketim ve tasarruf alışkanlıklarınız konusunda uyarılarla size doğru yolu gösterebilir. Bu alanda hayal gücünün sınırı yok. Örneğin bu ay çok fazla fast food harcaması yaptığınızı “gören” bankanız size egzersiz yapmanızı önerebilir.

Tüketicilerin finansal verilerinin analizi, satın alma kararlarına dair veriler de üreterek satıcılardan daha uygun teklifler almalarına yol açabilir. Nesnelerin interneti sayesinde kullanıcının yaşam tarzına uygun kişiselleştirilmiş sigorta poliçeleri üretilebilir. Aynı şekilde internete bağlı araçlar sayesinde trafik ve kasko sigortası şirketleri sürüş alışkanlıklarınız doğrultusunda kişiye özel sigortalar yapabilir.

Bütün bunlar bir araya geldiğinde bizi şöyle bir hayat bekliyor olacak: Diyelim bir araba satın almaya karar verdiniz. Dijital ortamda araba almak istediğinizi bildirdiğiniz anda galeriler bundan haberdar olacak ve size tekliflerini sunacak. Aynı şekilde sigortacılar da müstakbel arabanızı sigortalamak için harekete geçecek. Bu teklifleri değerlendirerek kararınızı verdiğinizde, sizin onayınızla bankadaki hesabınızdan gerekli yerlere gerekli ödemeler otomatik olarak gerçekleştirilecek. Bankalar da bu dijital alışverişin aracı kurumu olarak, işlem ücretlerini alabilecek.

Nesnelerin interneti sayesinde elinizi cüzdanınıza atmanız da gerekmeyecek. Biyometrik veriler, çipler ve yüz tanıma sistemleri sayesinde gittiğiniz her yer sizi tanıyabilecek ve tanımladığınız hesaptan müze giriş ücretinden yemeğe dek tüm ödemeler otomatik olarak yapılabilecek.

Dijital Çağın Para Birimi: Bitcoin

Visa, evdeki ampullerin elektrik kullandıkça kendi kendine ödeme yaptığı bir gelecek hayal ediyor. Üstelik bu ödeme tek seferde toplu halde değil, kullandıkça, parça parça gerçekleşecek. Tabii bunun için, bu tür işlemlere yönelik yeni bir para birimi gerekiyor. İşte bu noktada son dönemde finans dünyasının gündemini epey meşgul eden Bitcoin devreye giriyor.

Bitcoin 2008 yılında Satoshi Nakamoto tarafından deneysel olarak başlatılmış, herhangi bir merkez bankası, resmi kuruluş, vs. ile ilişiği olmayan, ancak ülkelerin para birimleriyle alınıp satılabilen, herhangi bir aracı kuruma gerek kalmadan transferi yapılabilen bir tür dijital para birimidir.

Bitcoin için sanal cüzdan oluşturmak gerekiyor. Oluşturacağınız bu sanal cüzdan ile para alabiliyor, para gönderebiliyor, alışveriş yapabiliyorsunuz. Bitcoin sisteminde yapılan ödemelerin doğrulanması için açık anahtarlı şifreleme (asimetrik şifreleme), noktadan-noktaya ağ bağlantısı ve proof-of-work gibi teknolojiler kullanılıyor. Bitcoin’ler ödemeyi yapan adresten alıcı adrese şifrelenmiş olarak imzalanarak gönderiliyor. Her işlem ağa bildiriliyor ve bir tür dijital muhasebe defteri olan Blockchain’e kaydediliyor. Böylece eklenen Bitcoin’ler birden fazla kere kullanılamıyor. Bitcoin bu teknolojileri kullanarak, herkesin kullanabileceği hızlı ve son derece güvenilir bir ödeme ağı sağlıyor.

Verimli ve Şeffaf Ticaret

Nesnelerin interneti yeni hizmetlerin yanı sıra ticarette şeffaflık ve verimlilik de getirecek. Blockchain teknolojisi sayesinde her türlü varlığın kontrolü ve alışverişi çok daha güvenli hale gelecek. Yine Blockchain sayesinde işlem süreleri kısalırken maliyetler de düşecek. Böylece verimlilik ve tasarruf artışı sağlanacak.

Blockchain (blok zinciri), en kısa ifadesiyle şifrelenmiş işlem takibi sağlayan dağıtık bir veri tabanıdır. Her kullanıcı aracısız olarak ağa bağlanabilir, yeni işlemler gönderebilir, işlemleri doğrulayabilir ve yeni bloklar oluşturabilir. Her bir bilginin bloklar halinde, gelişmiş şifreleme algoritmalarıyla, birbirine bağlanarak kaydedildiği bu dağıtık veri tabanı, bizlere bir merkeze bağlı olmaksızın işlem yapabilme imkânı sağlar. Böylece işlemler direkt alıcı ile satıcı arasında güvenli bir şekilde gerçekleştirilir.

Uluslararası ticaretin 2020 yılına dek her yıl yüzde 8 artacağı ve bu ticaretten doğan finansal hizmet gelirlerinin 70 milyar dolara ulaşacağı düşünüldüğünde, yeni teknolojilerin bankalara sunacağı fırsatların boyutu da ortaya çıkıyor.

Fintech sayesinde hız kazanan finansal süreçler; lojistik, ürün tedariki gibi ticari operasyonların da pratikleşmesini sağlıyor. Bu da kaynakların daha doğru yöne aktarılmasına ve verimli kullanılmasına ortam hazırlıyor. Sonuç olarak, iş süreçlerini iyileştiren işletmelerin sürdürülebilirlik kazanmaları da mümkün olabiliyor.

Bankalar Geleceğe Hazır mı?

Dijital geleceğin giderek yaklaşmakta olduğunun farkında olan, aralarında Citibank, BNP Paribas, Deutsche Bank, HSBC ve JPMorgan Chase’in de bulunduğu bankalar, 2011 yılında, bankaların havale işlemlerini yürüten Dünya Bankalararası Finansal İletişim Birliği (The Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunications/SWIFT) ile işbirliğine gitti. Grup, dijital varlıkların güvenliğini sağlamak amacıyla Dijital Varlık Şebekesi adlı bir yapı kurmaya karar verdi. Ancak, proje hayata geçirilemeden rafa kaldırıldı.

Bu projenin başarılı olamamasının nedenleri bankaların dijital çağdaki geleceğine dair ipuçları veriyor. Dijital Varlık Şebekesi gibi bir yapı, bankaların geleneksel anlayışı terk ederek, Apple benzeri bir şirket gibi düşünmesini ve hareket etmesini, dileyen herkesin inovatif hizmetler sunabileceği platformlar kurmasını gerektiriyor. Bunun gerçekleşebilmesi için, bankaların öncelikle her şeyi bizzat kontrol etme ve gerçekleştirme anlayışını bir yana bırakması gerekiyor. Ve tabii bir de bu hizmetleri sunabilecek dijital altyapıya sahip olmaları.

Eski bir yazılımcı olan, şu anda İspanyol bankacılık devi BBVA’nın CEO’luğunu yürüten Francisco Gonzalez, “Bankaların dijital çağda rekabet edebilmesi için, gerçek zamanlı hizmet veren platformlara ihtiyacı var” diyor: “Oysa birçok banka bizim spagetti platformu adını verdiğimiz eski tip platformları kullanmaya devam ediyor.”

Bununla birlikte dijital altyapı aşılmayacak bir sorun değil. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2016 tarihli raporuna göre, finansal kurumların hâlihazırda ellerinde bulunan, kullanıcı bilgilerinin doğrulanmasına yönelik sistemler, geleceğin dijital altyapısına geçişi kolaylaştırabilir.

Tata Danışmanlık şirketi verilerine göre, bankaların nesnelerin interneti alanında 2015 yılında 117,4 milyon dolar düzeyinde olan ortalama yatırımları, 2018 yılında yüzde 31 artışla banka başına 153,5 milyon dolara ulaşacak.

Ancak teknolojik olanaklar ve yatırım işin sadece bir boyutu. Fintech, teknolojiden öte bir kavram; farklı bir anlayış ve kültür anlamına geliyor. Finans kurumlarının müşterilerin ihtiyaçlarını daha iyi yorumlaması, dijitalleşmeyi kurumun DNA’sına yerleştirmesi gerekiyor.

International Data Corporation (IDC) araştırması, bankacıların sadece yüzde 43’ünün nesnelerin interneti kavramından haberdar olduğunu ortaya koyuyor. Aynı araştırmada, bu bilgi eksikliğine rağmen finans sektöründeki karar vericilerin yüzde 58,4’ü nesnelerin internetini “stratejik” öneme sahip olarak değerlendiriyor. Yüzde 20’lik bir kesim, “dönüştürücü” etkiden söz ederken, yüzde 5,6 ise nesnelerin internetinin finans sektörünün işine yaramayacağını savunuyor. 

Finansta Yeni Aktörler, Yeni Hizmetler

Bankalar ellerini çabuk tutmazlarsa, çoktan harekete geçen birçok girişimci, geliştirdikleri yenilikçi hizmetlerle bankaları tahtından indirebilir. Çünkü teknolojinin hızlı gelişimi, bankaların yanı sıra yeni yöntemler geliştiren akıllı girişimlerin de finans pazarına girmesini sağladı.

Finans sektörü her zaman en yeni ve en güvenli teknolojileri benimseyerek mevcut ürün ve hizmetlerini ideal şekilde sunuyordu. Fintech akımının anlayışı ise finans sektörünün, müşterisinin teknolojik alışkanlıklarını yakalaması üzerine kurulu. Bu noktada mobil devrim, herkesin her yerde internet bağlantısına sahip olması ve buna bağlı olarak finansal işlemlerini mekândan bağımsız hale getirmek istemesi önemli rol oynuyor.

Örneğin Kenya’da faaliyet gösteren şubesiz bankacılık servisi M-Pesa, teknolojiyi en başarılı kullanan şirketlerden biri. Mobil bankacılık altyapısı, kullanıcıların cep telefonu kullanarak para yatırmasına, para çekmesine ve para transferi yapmasına imkân sağlıyor. Ancak küçük işletmeler için kredi çekmek hâlâ büyük bir problem olabiliyor. Bu sebeple Greenshoe adlı şirket, M-Pesa ile entegre olarak çalışan ve telefon verilerini kredi notunu belirlemede kullanabilen bir uygulama geliştirdi. Kullanıcının telefonuna ne sıklıkla para yüklediği ve interneti kullanma sıklığı, kullanıcının geliriyle ilgili Greenshoe’ya bir fikir veriyor.

Kredi notu hesaplamak için bir başka alternatif platform da sosyal medya. Facebook gibi sosyal medya devlerinin günlük yaşamla gitgide daha çok iç içe olması, şirketlerin kişisel verileri bu platformlardan daha kolay toplamasını sağlıyor. Filipinler’de Lenddo adlı şirket, müşterilerin sosyal medya aktivitelerini, kredi notunu hesaplamak için kullanıyor. Bir başka girişim Vouch, kullanıcının, sosyal medya hesabı bulunan ailesi ve arkadaşlarının, 25 dolar gibi küçük miktarlarda kendisine kefil olmasını sağlıyor.

Benzer bir uygulama olarak kişiler arası borç alıp verme de teknolojiyle birlikte daha resmi bir hal alıyor. Wayniloans adlı girişim kullanıcıların birbirine Bitcoin kullanarak borç vermesini sağlıyor. Aflore ise banka hesabı olmayan kişilerin aralarında borç alıp vermesi için, kendi çevresinde bilinen, güvenilen ve resmi olmayan finans danışmanlarından oluşan bir ağ sunuyor. Bu iki girişim İspanya merkezli BBVA bankasının Open Talent adlı yarışmasının 2015 finalistleri arasında.

Finans ve teknolojiyi bir araya getiren bu şirketlerin sayısı her geçen gün artıyor. PWC’nin “Belirsiz Çizgiler: FinTech Sektörü Finansal Hizmetleri Nasıl Şekillendiriyor?” başlıklı raporuna göre 2014 yılında 5,6 milyar dolar tutarında olan finans teknoloji girişimleri finansmanı, 2015 yılında iki katına çıkarak 12,2 milyar doları buldu. Startups.Watch raporuna göreyse finans teknolojisi girişimleri 2017’nin ilk çeyreğinde tüm dünyada 259 yatırım anlaşmasıyla 3 milyar dolarlık yatırım aldı. Türkiye’de ise aynı dönemde fintech girişimlerine, üç yatırım anlaşmasıyla 14,7 milyon dolarlık yatırım yapıldı.

En yeni teknolojileri en yenilikçi yöntemlerle kullanan bu şirketler, finans sektöründe rekabetin kurallarını yeniden yazıyor. Özellikle ödeme sistemleri ve bireysel bankacılık fintech şirketlerinin etkisi altına giriyor. Mevcut bankalar, yenilikçi yöntemleri benimseyemezlerse sigorta ve varlık yönetimi alanlarını da yeni şirketlere kaptırabilirler.

PWC’nin araştırmasına katılan finans sektörü temsilcilerinin yüzde 83’ü, fintech firmalarının, işlerinin en azından bir kısmını elinden alacağını düşünüyor. Bu oran bankacılar arasında yüzde 95’e ulaşıyor. Araştırmaya katılan fon transferi ve ödeme sektörü yöneticileri, gelecek beş yılda pazar paylarının yaklaşık yüzde 28’ini FinTech şirketlerine kaybedebileceklerini söylüyor. Bankacılar ise pazar paylarının yüzde 24’ünü kaybetme riski olduğunu belirtiyor. Bu oran varlık yönetimi sektöründekiler için yaklaşık yüzde 22, sigorta sektöründekiler için ise yüzde 21 olarak görülüyor.

Tüm bu gelişmelere rağmen büyük finans kuruluşları teknolojik dönüşüme yatırım yapmaya henüz hazır görünmüyor. Bankalar, bunun yerine akımı kontrol altında tutmak ve paranın odağında kalmak için fintech girişimleri için oluşturdukları kuluçka merkezleriyle finans alanındaki girişim fikirlerini destekliyor. Fintech girişimlerini satın almak da devlerin bir diğer hamlesi.

Birçok kuruluş da küçük ve çevik girişimlerle işbirliğine gitme yolunu seçiyor. PWC’ye göre, finans kuruluşlarının yüzde 32’si fintech girişimleriyle işbirliği yapıyor. Bu yolla hem rekabet güçlerini artırıyorlar hem de yenilikçi çözümleri piyasaya çok daha hızlı sunuyorlar.

Örneğin Mastercard,  Blockchain teknolojisi sayesinde elmasların ve değerli taşların tedarik zincirini takip eden Londra merkezli Everledger şirketiyle işbirliği yapıyor. Rabobank ve Lloyds ise, Blockchain teknolojisini kullanarak tedarik zincirlerindeki dolandırıcılığın önüne geçmeyi amaçlayan bir başka Londra merkezli girişim olan BlockVerify ile çalışıyor. 

Dijital Verinin Karanlık Yüzü

Dijital verilere her yerden erişilebilmesi ve sahip olduğumuz hemen her şeyin internete bağlı olması, bizimle ilgili verilerin alınıp satılmasına yol açabilir. Nesnelerin interneti çağındaki en büyük sıkıntı bu noktada baş gösteriyor. San Francisco merkezli Krux Digital şirketinin yöneticisi Aurelie Pols, “Yakın gelecekte veri piyasasının nasıl şekilleneceği, kuralları kimin belirleyeceği gibi sorular gündeme gelecek” diyor.

Geleceğin para birimi olarak görülen Bitcoin’in izinin sürülemez olması da suçların rahat işlenebilmesi riskini taşıyor. Bitcoin teknolojisi, vergi kaçakçılığından uyuşturucu gibi yasal olmayan maddelerin satışına dek birçok yasadışı uygulama için uygun olanaklar hazırlıyor.

Aynı şekilde Bitcoin benzeri ödeme sistemlerinin “hacklenmesi” de bir risk olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle verilere kimin, ne zaman, ne şekilde ulaşabileceğini düzenleyen yeni kurallar ve altyapılar kurulması gerekecek -ki bu da teknik açıdan çok kolay olmayacak.

Türkiye’de Fintech Akımı

Ülkemizin finansal alandaki prosedürleri ABD ve Avrupa’ya kıyasla daha kısıtlayıcı olmasına rağmen Türkiye’de de hatırı sayılır sayıda girişim bu alanda kendini gösteriyor. Fakat çoğunlukla henüz hâlihazırda kullanılan araç ve servisleri desteklemenin ötesine geçmeyen ürünler ortaya koyabiliyorlar.

Melek yatırım ağı Galata Business Angels’a göre ödeme alanında iyzico başı çekerken, ininal, ödeal, 3pay ve mobilexpress gibi girişimler izlenmeye değer. Küçük işletmeler ve girişimciler için kolay tahsilat takibi ve fatura yönetimi hizmeti sunan Paraşüt ise fintech’in girişimciden girişimciye yanına iyi bir örnek teşkil ediyor.

13 kamu ve özel Türk bankasının ortaklığıyla kurulan Bankalararası Kart Merkezi, alanında teknolojiler geliştirmekten sorumlu bir kurum. Kâr amacı gütmediğinden onu girişim olarak tanımlamak doğru değil fakat BKM Express gibi değerli bir ürüne imza atan BKM’nin önemli bir organizasyon olduğu tartışmasız. Monitise tarafından satın alınan Pozitron da geliştirdiği mobil finans teknolojileri ile ülkemizde faaliyet gösteren önemli fintech kuruluşları arasına girmeyi hak ediyor.



Diğer Yazılar