BLOG
WATCH
READ
MEET
PROFILES

Harari; Büyük Veri, Google ve Özgür İrade Üzerine

Homo Sapiens ve Homo Deus adlı iki kitabıyla birkaç yıldır tüm dünyada “çok satan kitaplar” listelerinden inmeyen Yuval Noah Harari, Financial Times gazetesinde yayınlanan bir makalesinde “Büyük Veri ile Özgür İradenin sonuna mı geliyoruz” sorusunu tartışıyor.     

                                                                             

Her gün e-postalar, akıllı telefonlar ve internette okuduğumuz metinlerle sayısız bit alıyor, aldığımız verileri işlemden geçiriyor ve gene e-postalar, telefon aramaları ve metinlerle sayısız bit iletiyoruz. Ürettiğimiz veriler bu gezegendeki yüz milyonlarca başka insanın her an ürettiği verilerle nasıl bağlanıyor, nasıl bir genel sistem içinde yer alıyor, bu konuda hiçbir fikrimiz yok. Ancak bu aralıksız veri akışları kimsenin önceden planlamadığı ve kimsenin kontrol edemediği yeni icatlara ve yeni yıkımlara yol açıyor.

Küresel veri işlem sistemi güç kazandıkça ve her şeyi bilir hale geldikçe her türlü anlam için sisteme bağlanmak vazgeçilemez oluyor. Yeni slogan artık şöyle: “Bir şey yaşıyorsan bunu kaydet. Bir şeyi kaydettiysen bunu yükle. Bir şey yüklediysen bunu paylaş!”

Hariri’ye göre bugün “ileri teknoloji guruları” ve “Silikon Vadisi peygamberleri” algoritmaların ve Büyük Verinin otoritesini meşrulaştırarak kendisinin (verinin İngilizcesi data’dan yola çıkarak) “dataizm” olarak adlandırdığı yeni bir ideoloji yaratmanın peşindeler. Buna göre bütün evren veri akışlarından ibarettir, organizmalar da biyolojik algoritmalardır. Ve insanlığın hedefi her şeyi kapsayan bir bilgi işlem sistemi oluşturarak bununla iç içe geçmektir.

Dataistlere göre, yeterli biyometrik veri ve bilgiişlem gücü olduğu takdirde bu her şeyi kapsayan sistem, insanları bizim anladığımızdan çok daha iyi anlayabilir. Bir kez bu aşamaya gelindiğinde insanlar otoritelerini yitirecek, demokratik seçimler gibi insan uygulamaları gereksizleşecektir.

Bilimsel bulguların gösterdiği gibi duygularımız, bütün diğer memelilerde ve kuşlarda da olduğu gibi biyolojik mekanizmalardır. Var kalma ve yeniden üreme olasılıklarını hızlı bir şekilde hesaplayarak karar almaya yararlar. Bu biyokimyasal algoritmalar milyonlarca yıl içinde evrimin kalite kontrolünden ve doğal seçilimden geçerek gelişmişlerdir.

Ne var ki Google ve Facebook ile insanlık pratik avantajlarını kaybetmenin eşiğinde bulunuyor. Bugün biyologlar insan vücudunun, özellikle de insan beyninin ve duygularının gizemlerinin şifresini çözerken bilgisayar bilimciler de bize benzeri görülmedik güçte bilgiişlem kapasitesi sunuyor. Bu ikisi bir araya geldiğinde duygularımızı bizden daha iyi izleyebilen ve anlayabilen dışsal sistemler ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Büyük Veri sistemleri bizi bizden daha iyi anlar hale gelince otorite, insanlardan algoritmalara geçecektir.

Tıp alanında bu gerçekleşti bile. Sizinle ilgili en önemli tıbbi kararlar artık ne sizin kendinizi nasıl hissettiğinize ne de doktorunuzun bilgili teşhislerine dayanıyor -kararlara sizi sizden daha iyi tanıyan bilgisayar hesaplamaları yol gösteriyor. Ünlü sanatçı Angelina Jolie’nin 2013’te aldığı mastektomi kararı buna çarpıcı bir örnektir. Yaptırdığı genetik test Jolie’nin BRCA1 geninin tehlikeli bir mutasyonunu taşıdığını göstermişti. İstatistiksel veri tabanına göre bu mutasyonu taşıyan kadınların yüzde 87’si meme kanserine yakalanıyordu. Bunun üzerine ünlü sanatçı algoritmalara kulak vererek kendisi henüz kanser hastası olmamasına rağmen kanser olasılığını sıfırlamak için her iki memesini de aldırmaya karar vermişti.

Tıptaki bu gelişmeler hızla diğer alanlara da yayılıyor. Kitap okurken okuma davranışınızı kaydeden Amazon’un Kindle’ı gibi cihazlara yüz algılama yazılımı ve biyometrik sensörler eklendiğinde, siz bir kitap okurken o da sizi okuyabilecek; neler hoşunuza gidiyor, neler sizi kızdırıyor, hangi tür cümleler nabzınızı, tansiyonunuzu etkiliyor, hepsini öğrenecek. Amazon’un algoritmaları sizi tam olarak tanıyacak ve duygusal düğmelerinize nasıl basacaklarını da öğrenecekler.

Bunu mantıksal sonucuna götürürseniz insanların hayatlarındaki birçok önemli kararı giderek algoritmalara bırakacağı sonucuna varırsınız. Eskiden müstakbel eşlerimizi anne babamız seçerdi, şimdilerde daha çok kendi kalbimizin sesine kulak veriyoruz. Ama dataist toplumda Google’a şöyle sorabileceğiz: “Bak Google, Paul da John da bana kur yapıyorlar, ikisinden de hoşlanıyorum, acaba hangisini tercih etmeliyim?” “Bak” diyecek Google, “ben seni doğduğun günden beri tanıyorum. Bütün e-postalarını okudum, bütün telefon görüşmelerini kaydettim, bütün gözde film ve şarkılarını biliyorum, DNA’nı ve kalbinin biyometrik geçmişini tanıyorum. Hem John hem de Paul ile birlikteyken nabzının, tansiyonunun, şeker seviyelerinin seyrinin tüm grafiklerini sana gösterebilirim. Bütün bu veriye ve milyonlarca ilişki hakkındaki onlarca yıllık istatistiklere dayanarak sana John’u tercih etmeni söylemek isterim. Onunla uzun vadede daha mutlu olmanız olasılığı yüzde 87.”

Ve şöyle devam edecek Google, “Üstelik senin bu önerimi beğenmeyeceğini, Paul’u daha yakışıklı bulduğunu da biliyorum. Evet, görünüş önemlidir, ama sandığın kadar değil. Senin on binlerce yıl önce Afrika çayırlarında gelişmiş olan biyokimyasal algoritmaların potansiyel eşlerin dış güzelliğine yüzde 35 pay biçer, ancak en güncel araştırma ve istatistiklere dayanan benim algoritmalarım dış görünümün romantik ilişkilerin uzun vadeli gelişimi üzerinde en çok yüzde 14 etkisi olduğunu gösteriyor. O nedenle Paul’ün yakışıklılığını dikkate alsam da sana gene John’u tavsiye ediyorum.” Kesin olan şu: Google mükemmel olmayacak, her zaman doğru da olmayacak. Ancak ortalamada benden daha iyi sonuç alacak.

Dataist dünya görüşü politikacılar, iş insanları ve sıradan tüketiciler için cazip görünebilir. Mahremiyetlerini ve özgür iradelerini yitirmekten korksalar bile, mahremiyetlerini korumak ile süper sağlığa kavuşmak arasında bir tercih yapmak durumunda kaldıklarında, tüketicilerin çoğu sağlığı tercih edecektir.

Dataizme göre Beethoven’in Beşinci Senfonisi, borsalardaki bir balon ve grip virüsü -üçü de veri akışlarının özel bir kalıbıdır ve aynı temel kavram ve araçlarla analiz edilebilir. Bilimciler için çok cazip bir fikirdir bu. Ortak bir dil sunmakta, akademik disiplinler arası içgörü aktarımına köprüler sağlamaktadır.

Ne var ki dataizm belki de hayata ilişkin yanlış bir anlayışa dayanıyor. Bilinç, bilinçlilik, şuur nedir sorusuna bir yanıtı yoktur. Bilinci henüz veri işlem ile açıklayamıyoruz. Beynimizdeki milyarlarca nöron birbirlerine belli sinyalleri ilettiklerinde niçin sübjektif olarak sevgi ya da korku duygusu hissediyoruz? Bu soru cevapsız.

Gene de dataizmin önünün açık olduğunu söyleyebiliriz. Birleştirici bir bilimsel paradigma karşı çıkılamaz bir dogma haline gelebilir. Bundan hoşlanmadıysanız ve algoritmaların nüfuz alanının dışında kalmak -özgür iradenizi yitirmemek- istiyorsanız size ancak o en eski öneriyi getirebilirim: Kendinizi tanıyın! Algoritmalardan daha iyi kendinizi tanırsanız, tercihleriniz onların önerilerine üstün gelecektir.



Diğer Yazılar